3 Haziran 2009 Çarşamba

Çocuk Kalsaydım!

Hep ne zaman büyüyeceğiz de bizi de adam yerine koyacaklar dediğimiz o çocukluğum geliyor aklıma yersiz ve zamansız bir zamanda. Delleniyorum kendi kendime. İçimde bir ses “işin mi yoktu çocuk kalsaydın ya” diyor. Ne oldu? Adam oldun da adam yerine koydular da seni ne oldu? “Hangi taşı yerinden oynattın” diye bazen düşünmeden edemiyorum. Oysa çocukken dünya bana vız gelirdi. Bir gün örümcek adam olurdum kötü adamları yakalardım. Bir gün Kaptan Swing olurdum, Gamlı Baykuş ile maceradan maceraya dalardık, olmadı mı bir gün Tsubasa olurdum gollerin en güzelini, en havalısını ben sıralardım rakip kalelere.

Ben yeşili de bilirdim çocukken, mavinin en alasını da. Gece gökyüzüne kafamı çevirdiğimde, yıldızların ne kadar çok olduğunu, gökyüzünün ne kadar berrak olduğunu hatırlıyorum. Oysa şimdi gökyüzüne daha yakınım (12. katta oturuyor da) ama ne o mavilik var havada ne de yıldızlar. Evinin önünde “evde kimse yok dışarıda kaldım” diye ağlayan o çocuğu evine bir anne şefkati ile alan komşuda yok artık.

Elinde domates ekmek, sokakta koşan o ben geliyorum aklıma, arkadaşlar maça başlayacaklar ya geç kalmayayım. Bahçeler geliyor aklıma; erik, armut, dut, elma ağaçlarıyla dolu bahçeler. “Hele sahibi içeri girse de ağaçlara dalsak” diye pusuya yatan o yaramaz çocuk geliyor aklıma. Ramazan akşamları evlerden yükselen “hadi oğlum gelsene top patlayacak birazdan” sesleri çınlıyor kulaklarımda. Bir de haylazlıktan kendimizi alamadığımız "Teravih Namazları" geliyor gözümün önüne.

Vay beee ne güzel yıllarmış. Şimdi her şey bayağı her şey banal geliyor bana. Babamla beraber yaptığımız uçmayan uçurtmamı, annemin arkamdan salladığı terliği, ütülünce yüreğimin cızz dediği misketlerimi ve gazoz kapaklarımı, soğuktan ellerimin yarıldığı o kış günlerinde vazgeçemediğim “hem ağlarım acısından ellerimin, hem de binerim kızağıma” diye yaktırmadığım kızağımı, öğretmenimin ödevini yapmadın diye ellerime vurduğu cetveli özledim. Bu arada mazoşist falan değilim haberiniz olsun.

Geçti zaman ve de geçmekte, bizim çocukluk yıllarımız bitti. Şimdi bizim çocuklarımızın çocukluk yılları başlıyor. Ama ben biliyorum ki hiçbir zaman gökyüzünün en güzel mavisini, en güzel yıldızlarıyla göremeyecekler. Futbolu hep yolda oynayacaklar. Hızlarını, hızlı bir araba kesecek. Saklambacı bir sandviç cinsi, uçurtmayı yabancı cisim (ufo), yakar topu karanlık çağda kullanılan bir işkence aleti sanacaklar diye korkuyorum. Abartmış olabilirim ama internet oyunlarının bu kadar hızlı yayıldığı ve çocukların bu oyunların başından kalkmadığını gördükçe pekte abarttığımı sanmıyorum.

Çocukluğumu özledim ve özletmeliyim çocuğuma çocukluğunu. Ama nasıl?


DİGER YAZILAR:



4 yorum:

Muhammet dedi ki...

bak şimdi bende özledim la çocukluğumu:( Herkesmi aynı şeyleri yapmış çocukluğunda. Ama abdül babanın seni uçurtma uçurmaya götürdüğünü bide çorluda ramazanda top atıldığını hiç sanmıyorum be:) çakal karlos

e silgi dedi ki...

mahoni babam beni uçurtma uçurmaya götürmedi sadece uçurtma yaptı o da uçmadı zati çorlu da büyümedim Taşköprü'de büyüdüm ben babana sor iyi bilir oraları :)

Adsız dedi ki...

güzel bir yazı tebrikler

Adsız dedi ki...

kalemine saglık

Yorum Gönder