17 Haziran 2009 Çarşamba

Bir Hayat Hikayesi: Onur 3





Çok alıştığı yurdun vicdansız eller ( şimdi hepsi ergenekondan içerde) tarafından kapatılmasıyla çaresizlik içinde yeni yurt arayışına giren Onur, en sonunda İlim Yayma Cemiyeti’nin Hicret yurduna karar vermiştir. 8 kişilik odalarda bir sene boyunca (arada kankasının evinde patates kızartması yemek dışında(ne güzeldi o kızartmalar(leğen içinde(şimdi o tat gelmiyor)))) rutin bir hayat yaşayan Onur, kabus olan hazırlık sınıfını tamamlamış ve asıl fakültesi olan Karaman İİBF' ye (şimdi Karamanoğlu Mehmet Universitesi oldu) başlamıştır. Karamanda Gül pansiyon adı altında MGV’ nin bir yurdu olması ve kankasının yanında olması, kalma yeri bulma konusunda fazla sıkıntı çekmemesini sağlamıştır. Yurdun önünden hiç bir vasıtanın geçmemesini ve yaklaşık 4 km uzaklıkta olan okula, yürüyerek gitmesini umursamayan, fakat kankasının okuduğu bölümün (işletme) etkisinde kalarak hergün o 4 km'lik yolda yeni ürün çıkarma, yenilik getirme fikirleri " niye uçan kaykay yapılmamış", "Aslında zaman makinesi yapılabilir ha", üstüne üstlük bu önerileri küçümsendiği zaman "Adamım çıkarın at gözlüklerinizi, biraz girişken olun" gibi ciddi tepkiler, onurun ÖSS sınavına bir kez daha hazırlanma fikirini iyice kuvvetledirmiştir.

Bu olayların dışında gerçekten kardeşleri kadar sevdiği 4 oda arkadaşıyla hayatının en güzel günlerini geçirmeye başlamıştır. Bulduğu bir kaç bursla ekonomik özerkliğini sağlayan Onur, Oda arkadaşlarıyla beraber her hafta pazara gidip çeşitli meyveler, gofretler, çikolatalar almaya, her akşam baklava , şekerpare, vezirparmağı, sütlü nuriye, sarma gibi öğrenci için lüks olan tatlılar tüketmeye başlamıştır. Bir akşam yine tatlı almak için dışarı çıkan Onur, ıssız olan yolda birkaç serseriyle karşılaşmış ama hiç bir tacize maruz kalmadan "nur yüzlü insana kim ne yapar" diye düşünerek yoluna devam etmiştir. Bursların verdiği ekonomik özgürlüğü herkesin dikkatini çeken çok güzel, fosforlu çizgili bir mont alarak ayın ilk haftasında bitiren Onur, son parasıyla tiryakisi olduğu baklavayı almış, hatta battı balık yan gider hesabı yaparak baklavanın yanına iki buçuk litrelik Fanta almıştır. Gelirken karşılaştığı serserilerin yanından tekrar geçerken baştaki gibi şanslı olamamış, sözlü saldırılara maruz kalmıştır. Sözlü saldırıların sonunun fiziki tacize varacağını anlayan Onur, küçüklüğünden beri Yaratan' ın ona verdiği en büyük yetenek olarak gördüğü oyunculuk yeteneğini kullanmaya karar vermiş, bir anda elindeki poşetleri, serserilere doğru fırlatmış ve yüksek, sinirli bir sesle " çıkarın lan kimlikleri" diye bağırmıştır. Serserilerin gülmeye başlaması Onur’ u yıldırmamış, belki de hayatında ilk defa dikdörtgen şeklideki öğrenci kimliğini avucuna sıkıştırarak " ÇIKARIN LAAAAN" diye uyarısını tekrarlamış, hatta serserilerin sessizliğinden ve montunun fosforlu oluşundan cesaret alıp hepsine birer tane tokat yapıştırmıştır. " Bi daha sizi buralarda görmicem" cümlesiyle raconunu koymuş, ve kendini kaptırdığı polislik oyununu, fırlattığı malzemeleri toplayıp yurda dönmesiyle bitirmiştir. Odaya girer girmez arkadaşlarına heyecanla olayı anlatan Onur, arkadaşlarını bir türlü böyle bir olaya inandıramamıştır. Ertesi gün oda arkadaşının Onur’ un fosforlu montunu alarak Tesbih namazına gitmesi ve döndüğünde dayak yemiş olması, üstelik bu dayağı "sen nasıl bizim kardeşe tokat atarsın" diye yemesi, yurt arkadaşlarının olay inanmalarını sağlamış fakat Onur’ un fosforlu montunu uzun bir süre giyememesine neden olmuştur.

Karaman’ dan ------- Bursa’ ya çok yakın bir zamanda, anlayacağınız macera devam

4 yorum:

Adsız dedi ki...

racon da güzel kesilmiş kardeş eline sağlık

Ilknur dedi ki...

çakma polis seniii :))))

ZEYNEB dedi ki...

vay be. ne hayat. anlatmadığın çok şey var ama :))

seyyarat dedi ki...

Ben arkadaşlarının onayladığı kısma gelmeden de inandım :) Yalnız ne var anlatmadığın onu da merak ettim çok.

Yorum Gönder